Özge Çuhadaroğlu | Yaşam Koçu, Nefes Terapisi, Human Design

Direnç

direnç

direnç

Kaldığımız yerden devam edelim… Nasıl oluyor da hayatımızın bazı alanlarında farkında bile olmadan Varoluş(Olma) Seçimleri yapabiliyoruz da, bazı alanlarında uzun sürüyor ?

Çünkü hayatımızın farklı alanları ile ilgili inanç sistemlerimiz farklı, kimisi son derece kemikleşmiş şekilde derinde, kimisi ise son derece esnek ve kolayca değişebilir durumda. Dolayısıyla farklı konular için gösterdiğimiz direnç seviyeleri de birbirinden farklı.

Öncelikle şunu netliğe kavuşturmak istiyorum. Eğer herhangi bir isteğimiz varsa ve bu isteğimize karşı direnç göstermiyorsak, mutlaka gerçekleşir. İşleyiş böyledir.

Sanıyorum, direnci en güzel Abraham’ın şu örneğiyle açıklayabilirim. Diyelim ki, nehirde kanoyla gidiyorsunuz ve varmak istediğiniz yer nehrin aşağısı. Eğer kendinizi nehrin akışına bırakırsanız (yani isteyip oluruna bırakırsanız) zaten varacağınız yer aşağısı. Fakat daha önceki düşünce alışkanlıklarınız sebebiyle başlıyorsunuz yukarı doğru kürek çekmeye (yani hem isteyip hem de olmayacağına inanıyorsunuz). O zaman da ya olduğunuz yerde sayıyor, ya da bir ileri bir geri hareket ediyorsunuz. Halbuki kendinizi akışa bıraksanız, keyifli keyifli nehir kenarındaki manzarayı seyre dalsanız zaten istediğiniz yere gideceksiniz.

İşte, direnç göstermek demek; istediğimiz şeyin varlığından ziyade yokluğuna odaklandığımız, isteğimize hizmet etmeyen düşünce alışkanlıklarını takip etmek demektir. Bu mekanizma, kendini bir çok şekilde gösterebilir.

Daha önce aldığımız kararlar, şu anki isteğimizle çelişiyorsa, genelde daha önceki düşünce alışkanlıklarını takip etmeyi tercih ederiz. Bu aynı zamanda ego dediğimiz mekanizma, yani  aldığımız kararların toplamı. Bunlar çocukken aldığımız kararlar olduğu kadar henüz bir saat önce aldığımız bir karar da olabilir.

bilin ki, isteğimizle uyumsuz inançlarımız var ve isteğimizi her düşündüğümüzde zihnimizde bu düşünceler de otomatikman tekrarlandığı için, direnç gösteriyoruz.

İsteğimize bağımlıysak, o konu ile ilgili VAR yayını değil YOK yayını yapıyoruz, yani isteğimizin yokluğuna odaklanıyoruz demektir. Biz isteğimizin yokluğuna odaklandıkça da, yine başlıyoruz direnç göstermeye. (Bağımlılıkları Serbest Bırakmak sekmesini de okumanızı tavsiye ederim)

İsteğimizin nasıl olacağını düşünüp duruyorsak, aynı şekilde YOK yayını yapıyoruz demektir. Şu bir gerçek ki, düşünce yapımız hep bir takım sınırlar içerir, halbuki Evrensel  Zeka kesinlikle sınırsızdır. Biz isteğimizin gerçekleşmesi için 1-2 yol düşünebiliyorken Evren bunun binlerce farklı yolunu bulabilir. Ancak kendi düşündüğümüz yolla gerçekleşmesi için dayattığımız sürece, kendimizi diğer alternatiflere kapar ve direnç göstermeye başlarız.

İsteğimizin ne zaman olacağını düşünüp duruyorsak, yine isteğimizin yokluğuna odaklanıyoruz demektir. Bir niyet koyduğumuz zaman, hem niyetimizin daha net bir hal alması hem de birtakım evrensel tesadüflerin (!) gerçekleşmesi için biraz zamana ihtiyaç olması normal, sonuçta gerçekliğimizin içinde zaman ve mekan kavramları var. Bunlar her ne kadar ilüzyon bile olsa, fiziksel deneyimimizde var olan kavramlar.

Ayrıca şu anki deneyimlerimizi belki de 20-30 yıldır sahip olduğumuz düşünce alışkanlıkları ile yarattık. Yeni deneyimler için düşünce alışkanlığımızı değiştirmemiz gerekli ve varsayalım ki, bunları değiştirmek 2 yılımızı aldı. Eee, yine de son derece kısa bir süre. 20-30 yıl nerede, 2 yıl nerede. ‘Hala olmadı’ diye düşünmek sadece direnç seviyemizi arttırır.

Gerçekten istemediğimiz bir şeyi istememiz gerektiğine inanıyorsak, zaten bu durum kendi içinde bir direnç barındırıyor. ‘… zorundayım’ ya da  ‘…meli/malı’ gibi ifadelerinizin çoğu gerçekten istemeyip de, istemeniz gerektiğine inandığınız konulara işaret eder.

Altın kuralı tekrarlamak istiyorum: Direnç göstermediğimiz isteklerimizin sadece bir kere aklımızdan geçirilmesi bile, yaratımı sağlar. Bununla ilgili kendi örneğimi paylaşmak istiyorum.

Geçenlerde ufak kızım ile resim yapıyorduk. Güneş çizmek için sarı renk lazım oldu fakat kaybolmuş herhalde, bulamadık. O sırada şunu aklımdan geçirdim, ‘Bir ara unutmasam da boya kalemi alsam’. Ertesi gün evden çıkıp asansöre bindim ve apartman kapısından henüz çıkmadan yerde tek bir sarı renkli boya kalemi bana bakıyordu.

Böyle bir konuda yaratım yapmak çok rahat elbette, çünkü içinde herhangi bir direnç barındırmıyor. Hayatımın hiçbir döneminde boya kalemini haketmediğimi, elde etmenin zor olduğunu veya elde edersem züppe görüneceğimi düşünmedim. Hiç kimse bana gelip ‘Ben çok istedim olmadı, şu anki şartlarda çok zor, ama sen bilirsin tabi’ demedi. Tabi ki bu yaratıma bağımlı değildim, nasıl olacağını, ne zaman olacağını da hiç düşünmedim. Dolayısıyla  isteğimle uyumsuz hiç bir düşünce aklımdan geçmedi, yani hiç direnç göstermedim.

Size de denk gelmiştir mutlaka. Bir şey istemişsinizdir ve hemen olmuştur. Ağzınızdan şu kelimelerin döküldüğüne eminim: “Tüüühh, başka şey isteseymişim keşke” Valla, kusura bakmayın ama istemeyi düşündüğünüz o başka şeyi bu kadar hızlı yaratamazdınız, çünkü besbelli o başka şeyde bir direnç seviyesi var. Olmasaydı, zaten çoktan yaratmıştınız.

Eee, şimdi ne yapacağız? İsteklerimizi nasıl yaratacağız? Haftaya bekliyorum efendim…