Human Design (1)

1
12117
human design
human design

Geçen hafta yine çok keyifli bir eğitimdeydim. Eğitimde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum, yepyeni açılımlar katıyor insana. Ne kadar çok şey öğrendikçe, aslında ne kadar az bildiğini farkediyor insan ve öğrenecek daha bir sürü şey olduğunu. Bu hafta bahsetmek istediğim Human Design (insan tasarımı) da bunlardan birisi.

Ben Human Design sistemini ilk 1-2 yıl önce duydum, hatta Türkçe basımı da yapılmış olan Human Design kitabının yazarı Chetan Parkyn Türkiye’ye geldi ve eğitimler verdi bu sistemle ilgili. O zamanlar bu eğitimi almak denk gelmemişti ama hep aklımın bir köşesinde vardı. Aklımızdan bir kere geçirip, gerisini akışa bırakınca bir şekilde gerçekleşiyor işte. Bir süre önce, hiç aklıma gelmeyen bir şekilde yeniden karşıma çıkınca bu eğitim kaçırmak istemedim ve bu sayede yepyeni bir bakış açısı edindim.

Şimdi gelelim, nedir bu Human Design sistemi ve dizaynımız hakkında bilgi sahibi olmanın bize nasıl bir faydası var?

Human Design adından anlaşılacağı gibi İnsan Tasarımı demek. Hepimiz bu dünyaya farklı bir takım deneyimler yaşamak için geldik, işte bu deneyimleri yaşayabilmemiz için bir tasarımla daha doğrusu bir donanımla geliyoruz. Hepimizin farklı ilgi alanları, eğilimleri ve farklı özellikleri var. Kar tanesi gibiyiz sonuçta. Tüm evrenle bir ve bütün, aynı zamanda da bambaşka ve farklı. Hayat da zaten olduğumuz kişiyi keşfetme oyunu değil mi? Kim olduğumuzu ve ne istediğimizi ne kadar erken keşfedersek, deneyimlerimizden o kadar keyif almıyor muyuz? Özümüze uygun yaşadığımızda huzuru ve mutluluğu tatmıyor muyuz? Human Design sistemi bize bu bilgiyi veriyor işte.

Bahçıvan olmayı deneyimlemek istediyseniz eğer; elinizde tohumlarınız ve aletleriniz olmadan gelmiyorsunuz bu dünyaya. Geldikten sonra bu donanımla ne yapacağınız tamamen size kalmış. Çevresel koşullanmaların etkisiyle, tohumları çürümeye bırakıp aletlerinizle marangozluk yapmaya karar vermeniz mümkün. Hatta son derece başarılı olup, bundan keyif de alabilirsiniz ama bir tarafınız da hep balkonda saksı içinde bile olsa domates yetiştirmeye devam edecek.

Hayatın akışı da, bizi olduğumuz kişiyi deneyimlemeye götürüyor zaten yani dizaynımızı yaşamaya. Bu akışa ne kadar çok karşı koyarsak o kadar fazla direnç yaratıyoruz, uyarı mekanizmalarını duymazlıktan geldikçe de hastalık yaratmaya kadar gidiyor iş. Kim olduğumuzu ne kadar erken keşfedersek, o kadar kolaylaşıyor hayat.

Biz en yüksek keyfi, tatmini ve başarıyı dizaynımıza uygun yaşadığımızda alıyoruz. Çünkü zaten en çok onu seviyoruz, o kişi olmak istiyoruz, o deneyimleri yaşamak istiyoruz.

Human Design analizimi öğrendikten sonra şunu farkettim; kişisel gelişimle ilgilenmeye başlayıp kendi üzerimde çalıştıkça aslında yaptığım şey dizaynıma uygun yaşamak için emek harcamakmış yani bana ait olmayan koşullanmaları serbest bırakmaya ve özüme uygun deneyimleri yaşamayı seçmeye.

Hepimiz en çok hangi şekilde mutlu olacağımız konusunda kafa patlatıyoruz genelde ve çevremizden aldığımız inançlar sebebiyle de bazen Öz’ümüze uymayan deneyimler içine giriyoruz. Bazen de tam tersi oluyor. Öz’ümüzde varolan bir şeyi çevreden edindiğimiz koşullanmalar sebebiyle reddetmeye çalışıyoruz ve yine mutsuz oluyoruz. Hayatın akışı da, kendi gerçeğimizi yaşamamızı sağlamak için bir çok fırsat çıkarıyor karşımıza.  Kendimizi tanımamız işte tam da bu yüzden önemli.

Kendimle ilgili bir örnek verirsem sanıyorum biraz daha anlaşılır olacak. Ben yaşadığım bir deneyimi zihnimde devamlı çevirir dururum, ta ki o olay ile ilgili net bir bakış elde edene kadar. Bazen kendi yaptıklarımı sorgularım, bazen karşı tarafın söylediklerini tekrar hatırlarım ama sürekli evirir çeviririm. Kendime de kızıp duruyordum işin doğrusu ‘o kadar kişisel gelişimle ilgileniyorum, hala geçmişe takılıp kalıyorum, bir türlü istediğim seviyede beceremiyorum şu anda kalma olayını’ diye.

Human Design analizimi öğrendikten sonra gördüm ki, benim zihnimin çalışma şekli böyleymiş. Hani Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka’nın bir futbol programı vardı. “Oynatalım Uğur’cum” denir ve aynı kareler tekrar tekrar dönerdi. Her seferinde de üzerine yorumlar yapılırdı. Benim zihnim de o hesap işte. Aynı sahne zihnimde dönüp durdukça o konu ile ilgili düşünceler daha arınmış ve rasyonel bir hale geliyor.

Ben kendimle ilgili bunu öğrendiğim zaman derin bir oh çektim ve geçmişe takılı kalmamak(!) adına bunu durdurmaya çalışacağıma buna izin vermeye başladım. Ben direnç göstermeyi bırakınca süreç hızlandı, o konu ile ilgili çok daha hızlı ve yepyeni bakış açıları kazanmaya başladım. En önemlisi ise, kendime kızmayı bırakınca inanılmaz rahatladım. Yaşam kalitem arttı resmen.

Olana izin vermenin ve kendini olduğu gibi kabul etmenin öneminden bahsedip duruyorum devamlı. Ama bu konuda yapamamışım besbelli. ‘Geçmişe takılmamak lazım(!)’ düşüncesini farklı yorumlamış ve zihnimin çalışma sistemini bana hiç de uymayan bir şeye çevirmeye çalışmışım. Bunu farketmek bile bana inanılmaz bir açılım sağladı. Diyorum ya, öğrendiğim her yeni şeyle aslında ne kadar az şey bilmediğimi fark ediyorum.

Kendimi keşfetmek ise çok keyifli ve Human Design sistemi de bu açıdan bana çok şey kattı. O yüzden herkesin kendi dizaynları hakkında bilgi sahibi olmasını çok istiyorum.

Haftaya bu sistem hakkında biraz daha teknik bilgiler vereceğim, bu sayede biraz daha detaylı fikir sahibi olabilirsiniz.

Haftaya kadar, önceliğiniz kendi Öz’ünüzü yaşamak olsun…

1 YORUM

  1. Bu konuyla ilgili söyle bir durumla karşılarştım; ”çabasızlık” boyutunu çok iyi beceriyorum ve hiç bir şeye direnmemek ve sadece gözlemci olmak inanılmaz bir güç veriyor ve her şey çok kolaylaşıyor ama burAdaki sorun şu ki, çabasızlık durumuna geçtiğimde; herhangi bir şey yapma isteğim kalmıyor, eğleme bile geçmek istemiyorum, resmen oturduğum yerde kalmak, bir ihtiyacım çıkmadan kıpırdamak istemiyorum, hiç bir şeye gerek duymuyorum ve normal hayatta beni eğleme geçerine şeyden iyice uzaklaşıyo gibi hissediyorum, nerdeyse hiç birşey oluyorum ve bu garip bir korku yaratıyor ve içimden bir ses ”peki hareket,eylem haline tekrar nasıl geçicem” gibi bir soru geliyor aklıma. Çok garip bir şey anlatıması çok zor. Sanki hiç birşey olduğumda, birileri ölüm çığlıkları atıyor içerde ve bana sesleniyor; düşüncelerini bile kabul etmiyorsan sen kimseni nesin? 29 sene boyunca yarattığın kendini şimdi yok mu sayıyorsun? 🙂

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.