Hayatı Takdir Etmek

2
2142
takdir etmek
takdir etmek

Bu haftaki yazımız hayatla ilgili dörtlünün son yazısı. Önce hayatı olduğu gibi kabul etmekle başladık, sonra hayattan memnun olmaya geçtik, arada hayata güvenmekten bahsettik ve şimdi de sıra hayatı takdir etmeye geldi. Aslında bunun da bir önceki aşaması direnç göstermek fakat onu anlatmaya gerek yok çünkü onu hepimiz rahat rahat (!) yapıyoruz zaten.

Hepimizin hayatında en düşük frekanstan en yüksek frekansa kadar bir çok deneyim var. Kendimizi dipte hissettiğimiz ve uçan kuşun gözümüze battığı zamanlar da oluyor, mutluluktan havalara uçtuğumuz ve uçan kuş misali olduğumuz zamanlar da oluyor. Mutluluktan havalara uçtuğumuz zamanlarda da, hiç farkına vardınız mı bilmiyorum ama her şeyi ve herkesi takdir ederiz. Takdir etmek, kesinlikle deneyimleyebileceğimiz en yüksek frekans. Bu frekansı sık sık deneyimlemeyi öğrenmenin yolu da; önce olayları olduğu gibi kabul etmeyi, sonra da memnun olmayı öğrenmekten geçiyor.

Bahsettiğim şey tabi ki şu değil: “Önce 3 ay kadar olayları kabul edeceksiniz, sonra 5 ay kadar memnun olacaksınız, sonra ömür boyu takdir garanti” Böyle bir formül yok. Hayatın içinde aynı gün içinde bile hepsini deneyimlediğiniz olaylar yaşayabilirsiniz ama önemli olan hayatınızı ağırlıklı hangi bakış açısında geçiriyor olduğunuz.

Bir bakın bakalım; hayatınızın çoğunu etrafınızdaki insanları ve güzellikleri takdir ederek mi geçiriyorsunuz yoksa onlara sinir olarak ve eleştirerek mi?

Eğer ikincisini yapıyorsanız ve birincisine doğru yol almak istiyorsunuz; size önerim önce olduğunuz yeri ve hissettiğiniz o negatif duyguyu kabul etmeniz, sonra da hayatınızdan memnun olacak yönler bulmaya çalışmanız. Sonrasında da ufak ufak etrafınızdaki güzellikleri takdir etmeye başlıyorsunuz zaten. İnsan olduğu kişiden ve kendi hayatından memnun olduğu yani önce kendini beğenip takdir etmeye başladığı zaman etrafındaki güzelliklerin daha fazla farkına varıp onları takdir etmeye başlıyor.

Bir de önerim, takdir etme alışkanlığını ufak ufak oturtmanız. Güzel açmış bir çiçeği, beğendiğiniz bir manzarayı, yediğiniz lezzetli yemeği, sokakta gördüğünüz sevimli bir çocuğu, kahvenizi sıcak servis eden güleryüzlü garsonu  takdir ederek başlayın işe. Hemen kafadan eski sevgilinizi, fırça yediğiniz patronunuzu, gıcık kaptığınız kayınbiraderinizi, kuyunuzu kazdığına inandığınız iş arkadaşınızı takdir etmeye çalışırsanız çuvallayacağınız garanti.

Sonuçta kendinizi ve çevrenizdekileri takdir etmek tamamen bir alışkanlık ve bu alışkanlığı da biraz emekle kazanmak mümkün. Fakat inanın bu alışkanlığa geçmenin hediyesi çok büyük. Çünkü gerçekten takdir ettiğiniz bir şeye direnç göstermeniz mümkün değil, direnç olmayınca da hayatın akışıyla uyumlu bir şekilde isteklerinizi gerçekleştirebildiğinizi biliyorsunuz artık.

İtiraf ediyorum, ben de daha yeniyim bu alanda. Olayları kabul etmeyi ve hayatımdan memnun olmayı kıvırdım denebilir ama hayatı takdir etme konusunda biraz daha ustalaşmam gerektiğini düşünüyorum. Gerçi eski halimle şu anki halimi karşılaştırdığımda bayağı bir yol almışım.

Eskiden günümün çoğu olayların beğenmediğim yanlarını belirtmekle, karşılaştığım insanların kusurlarını(!) fark etmekle, kendimi eleştirmekle ve neyi daha iyi yapabilirdim diye düşünmekle geçerdi. Şimdi ise günümün çoğunda yaşadığım olaylar bana ne katabilir diye düşünüyor, kendime daha sık aferin diyor ve birlikte olduğum insanlara alan tanıyabiliyorum. Ve bu şekilde kesinlikle çok daha huzurlu ve rahatım. Bu frekansta ne kadar fazla kalabilirsem de hayatın bana daha fazla güzellik getireceğini biliyorum.

İşin enteresan tarafı, gençlik yıllarımda gerek kendi ailemde gerek onların arkadaş çevresinde etrafını takdir eden bir çok örnekle karşılaşmışım fakat çok da farkında olmamışım anlaşılan. Hayatıma katacaklarını o dönem farketseydim, şikayet etmek yerine ben de her deneyimi takdirle karşılardım.

15-16 yaşlarında ‘acaba, şu an neyi beğenmesem ve eleştirsem’ diye düşündüğüm dönemlerde o kişilerin sürekli bir şeyleri beğendikleri, başkalarından övgüyle bahsettikleri ve etraflarındaki kişiler için iyi dileklerde bulunduklarını duyduğum zaman içimden şunu geçirirdim: “Bir insanın her şeyi bu kadar beğenmesi ve sevmesi mümkün mü, yoksa laf olsun diye mi söylüyorlar acaba?”

Şu anki hayatlarından ve yarattıklarından görüyorum ki, laf olsun diye söylemiyorlarmış. Çünkü şu an hayallerinin çoğunu gerçekleştirmiş, belli bir varlık seviyesinde ve sevgi dolu ilişkiler içinde olduklarını görüyorum. Hayatlarının genelinde keyif ve neşe hakim, hala hayatı takdir edip duruyorlar ve hayatlarına güzel sürprizler çekmeye devam ediyorlar.

Hatta içlerinden birinin şu örneğini paylaşmadan geçemeyeceğim. Amerika seyahatlerinde şık bir restaurantta yemek yerlerken yan masadaki hiç tanımadıkları Amerikalı bir aile Türk olduklarını duyunca Türkiye’de geçirdikleri harika tatilin anısına hesabı ödemek için ısrar ediyorlar. Dedim, “Bu ancak sizin başınıza gelebilirdi. Sen kalk Amerika’da şık bir restaurantta yemek ye ve hesabı hiç tanımadığın birisi ödesin!” Hangi frekanstaysan benzer frekanstaki olayları hayatına çektiğinin mükemmel bir örneği işte. Benim de çok sevdiğim ve yaratımlarını hayranlıkla izlediğim bu kişilerle ne zaman bir araya gelme fırsatı yakalasam, hala etraflarındaki herkesten ve herşeyden övgüyle bahsettiklerine tanık oluyorum.

Kıssadan hisse; kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şey hayatınızın bir parçası olan her şeyi takdir etmek. Buna eviniz, arabanız, çiçekleriniz, işiniz, eşiniz, çocuklarınız, anneniz, babanız, dostlarınız, arkadaşlarınız, çalışanlarınız, patronunuz, marketteki kasiyer,… de dahil.

Belki de size göre takdir edilmeyi haketmiyor olabilirler, tersini iddia edemem sonuçta her şey bakış açısı. Ama şunu iddia edebilirim, etrafınızdakiler takdir edilmeyi haketmiyor olsa bile, onları takdir etmeyi en fazla siz hakediyorsunuz.

Herhangi bir beklenti içine girmeden, karşılık beklemeden birilerini takdir etmekten en kazançlı çıkacak olan SİZSİNİZ. O yüzden hayatınızdaki her deneyimi, öncelikle kendiniz için takdir etme alışkanlığı kazanmanızı hararetle tavsiye ederim.

Siz hayatı takdir ettikçe, hayatın da sizi takdir edeceğinden ve size benzer deneyimleri daha fazla yaşama imkanı yaratacağından emin olabilirsiniz. Bu da en büyük kazanç zaten.

2 YORUMLAR

  1. öncelikle paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.her cumayı iple çekiyorum.harika bir anlatımınız var.samimi ve anlaşılır.bende yıllardır kişisel gelişim kitapları okuyorum.
    Hayattan Memnun Olmak,yazınızda
    ”Bir taşa 100 kere vurursunuz çatlamaz bile ama 101. vuruşta parçalanı verir ve bunu sağlayan aslında ilk 100 vuruştur” diyorsunuz,bende bu 101.vuruşu sabırla bekliyorum.sürekli okuyorum ve uygulamaya çalışıyorum.
    şunu önemle söylemek istiyorum,
    bugüne kadar karşılaştığım en sade ve akıcı anlatım.

    teşekkürler sevgiler

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.